Masal 1: Hasan Arif ve Mehmet Asım Ay Dede'ye Gidiyor

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, çok uzak gezegenlerden birinde Ay Dede yaşarmış. Ay Dede, dünyadaki çocukları çok sever, onların güzelliklerine her bakışında:

“Allah’ım, ne kadar güzel çocuklar var! Keşke onlara hediyeler götürebilsem,” dermiş.

Ne var ki Ay Dede, her zaman dünyadaki çocuklarla iletişim kuramazmış. Bu düşünceler içindeyken, onlarla nasıl bağlantı kurabileceğini düşünür dururmuş.

Sonra aklına eski bir gelenek gelmiş: Haftada bir gün, Ay Dede dünyaya doğru bir merdiven sarkıtır, çocuklar da bu merdivenden tırmanarak onun yanına gelirlermiş. Bu gelenek çok uzun zamandır varmış. Ay Dede, her hafta bir kez merdiveni aşağıya doğru uzatır; merdiveni gören çocuklar, hevesle yukarı çıkar, Ay Dede’nin konuğu olurmuş.

Ay Dede, yanına gelen çocukları kapıda karşılarmış. Onlara çeşitli yiyecekler, oyuncaklar sunar, birlikte oyunlar oynarmış. Hatta Ay’ın yüzeyine kocaman bir park bile kurmuş. Gelen çocuklar bu parkta gönüllerince koşturur, salıncaklara biner, kaydıraktan kayar, az yerçekimi sayesinde yüksek yüksek zıplayarak eğlenirlermiş.

Dünyada da çok tatlı iki kuzu gibi sevimli çocuk varmış. Küçüğünün adı Hasan Arif, büyüğünün adı ise Mehmet Asım’mış. Hasan Arif iki, ağabeyi Mehmet Asım ise dört yaşındaymış. İkisi de Ay Dede’yi çok seviyormuş. Her akşam gökyüzüne bakar, Ay’ı görünce ona seslenir, “Ay Dede, seni çok seviyoruz! Keşke yanına gelebilsek!” derlermiş.

Bazen hava karanlık olduğunda Ay Dede bulutların ardına saklanır, çocuklar onu tam göremezlermiş. Yine de, “Aydedeciğim, keşke seni bugün görebilseydik. İyi uykular!” diye seslenip uyurlarmış.

Bir gün, Mehmet Asım arkadaşlarından, “Ay Dede haftada bir gün dünyaya bir merdiven indirirmiş. O merdivenden çıkıp onun yanına gitmek mümkünmüş,” diye duymuş. Bu haberi alır almaz koşarak kardeşi Hasan Arif’in yanına gelmiş:
“Hasan Arif! Hasan Arif! Duydun mu? Ay Dede’nin dünyaya sarkıttığı bir merdiven varmış. Çocuklar o merdivenden çıkıp Ay Dede’nin yanına gidebiliyormuş!”

Bunu duyan Hasan Arif çok heyecanlanmış:
“Çok sevindim Asım Abi! Biz de gidelim!” demiş.
Mehmet Asım da kardeşine katılmış:
“Evet kardeşim, ben de Ay Dede’yi çok merak ediyorum. Hadi biz de gidelim!”

O günden sonra iki kardeş Ay Dede’nin dünyaya merdiven uzatacağı günü beklemeye başlamışlar. İlk gün parkta beklemişler, fakat merdiven görünmemiş. İkinci gün yine beklemişler ama merdiven yokmuş. Üçüncü gün, nöbet sırası Hasan Arif’teyken birden gökyüzünden, Ay’dan aşağı doğru uzanan uzun bir merdiven görmüş.

Heyecandan yerinde duramayan Hasan Arif, koşarak eve gitmiş:
“Asım Abi! Asım Abi! Ay Dede merdiveni uzattı! Hadi çabuk gidelim!”

Asım hemen pencereyi açmış:
“Gerçekten mi kardeşim? Hadi üstümüzü giyinelim, çabuk olalım, Ay Dede bizi bekliyor olabilir!” demiş.

İki kardeş aceleyle hazırlanıp merdivene yönelmişler. Başlamışlar tırmanmaya, ama Ay o kadar uzaktaymış ki merdiven bitmek bilmemiş. Tırmanırken:
“Ah, çok yoruldum Asım Abi!” demiş Hasan Arif.
“Aferin kardeşim, ben de yoruldum ama biraz daha dayan! Bak neredeyse geldik!” demiş Mehmet Asım.

Yoruldukça yavaşlamışlar, ama birbirlerine destek olarak devam etmişler. Hasan Arif iyice güçten düşünce Mehmet Asım:
“Gel kardeşim, seni sırtıma alayım. Az kaldı, bak üç beş basamak sonra varacağız!” demiş.

Sonunda merdivenin sonuna gelmişler. Karşılarında devasa büyük bir kapı varmış. Kapıyı tıklamışlar:
“Dedeciğim, biz geldik! Torunların Hasan Arif ve Mehmet Asım burada!” diye seslenmişler.

İçeriden horlama sesleri yükselmiş: “Hooorr hoorr…”
“Galiba Ay Dede uyuyor,” demiş Hasan Arif.
Ne yapacaklarını düşünürlerken, yukarıda hilal şeklinde parlayan bir ışık dikkatlerini çekmiş.
“Abi, şu yukarıdaki parlak ışık acaba kapının ziline benziyor mu?” diye sormuş Hasan Arif.
“Olabilir kardeşim, ama çok yüksekte. Nasıl ulaşacağız?” demiş Mehmet Asım.

Bir süre düşündükten sonra Mehmet Asım’ın aklına bir fikir gelmiş:
“Kardeşim, sen benim omuzuma tırmanırsan, ikimiz birden boyumuzu uzatmış oluruz. Belki zile basabiliriz!”

Hasan Arif ağabeyinin omuzuna tırmanmış, uzanmışlar ve zile basmayı başarmışlar:
“Din don… Din don…”

İçeriden bir ses duyulmuş:
“Nam nam nam... Zile basanlar mı var? Galiba torunlarım geldi!”

Az sonra kocaman kapı yavaşça açılmış ve karşılarında kocaman, güler yüzlü Ay Dede’yi görmüşler. Ay Dede önce kimseyi görememiş, aşağıya bakınca:
“Hoş geldiniz torunlarım!” demiş sevinçle.

Üçü birlikte içeri girmişler. Ay Dede’nin bahçesi bir oyun parkına dönüşmüş, kocaman salıncaklar, kaydıraklar, zıplama alanları her yerdeymiş. İki kardeş bu devasa parkta gönüllerince eğlenmişler. Hafif yerçekiminde hoplayıp zıplamış, birbirinden ilginç oyuncaklarda oynamışlar.

Bir süre sonra Hasan Arif nefes nefese kalmış:
“Abiciğim, ben çok yoruldum. Annemi ve babamı da özledim. Artık eve dönsek mi?” diye sormuş.
Mehmet Asım da aynı duyguları paylaşmış:
“Evet kardeşim, ben de annemi babamı özledim. Zaten buraya nasıl geleceğimizi öğrendik, yine geliriz.”

Ay Dede ile vedalaşmışlar, merdivenden aşağı inmişler ve evlerine varmışlar. Eve girip yataklarına uzandıklarında hemen derin bir uykuya dalmışlar. Rüyalarında, Ay Dede ile yeni maceralara atıldıklarını görmüşler.

Ve böylece bu masal şimdilik burada bitmiş.




Yorumlar